22 Haziran 2007 Cuma

Güven

“Korku, çekinme ve kuşku duymadan
inanma ve bağlanma duygusu, itimat.”
TDK

Bu sabah uyandım, yataktan kalktım, banyoya yürüdüm, yüzümü yıkadım, dünden kalma makyajımın kalıntılarını silip saçlarımı topladım. Bu eylemleri yaparken ne uyandığım mekana karşı bir yabancılık hissettim, ne “ayakta durabilir, yürüyebilir miyim” diye kuşku duydum, ne de aynada gördüğüm yüzü yadırgadım. Tek kaygım, işe vaktinde yetişmekti. Çünkü, algımda o ana dair birincil belirsizlik buydu.

Güven, içinde bulunduğumuzda aklımızı kurcalamayan bir duygudur. Sadece zedelenmesi halinde, kişisel dünyamızdaki görünmezliği kaybolur.

Kişisel dünya diyorum, çünkü güvende olma hali son derece kişisel kriterlere dayanır. Neyin rahatsızlığını çekmiyorsanız, o konuda güven duyduğunuz söylenebilir. “Değerini kaybedince anlamak” tabiri ise, en çok güvenin yanına yaraşır.

Yüzmek, bisiklete binmek, araba kullanmak, koşmak gibi, gerçekleştirebildiğimizden emin olduğumuz sürece üzerine düşünme gereği duymadığımız öyle çok şey yaparız ki…Oysa yapabilirliğimizden birkaç saniye şüphe etsek, her şey alt üst olabilir.

“Tanrım ben şimdi bu bacağımı ileriye atarken diğerinden destek alıp hiç korkmadan bedenimi öne doğru nasıl savuruyorum? Ya yeterince sekronize hareket edemezsem? Ya birden yere kapaklanıverirsem???”

Oysa bunları aklınızdan geçireceğiniz yerde, onbeş-yirmi metre koşarsınız zaten…

Güven, hataları minumuma indirir, çünkü analizi geri plana çekerek, sezgileri öne sürer. Ah ne huzur dolu bir varoluş halidir o, farkına bile varmadığımız… Bir tür meditasyondur, nefes alıp verirken, gülerken, severken hissettiğimiz, önemsemediğimiz… Ne güzel, ne mutlu bir unutuştur…

Güvensizlik ise bir tür lanettir. Sürekli ayaklarınıza dolanan yapışkan, arsız, pis kokulu bir ucube gibi, nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, her şeyi mahfetmek için sizinledir. “Analiz etmeliyim, kontrollü olmalıyım” diye hata üstüne hata yapar, çuvalladıkça daha da güvensiz olur, en sonunda dibe vurursunuz. O ise yerde yatan cesedinize bakıp kıs kıs gülerek, “Ben söylemiştim!” der size…

Güvensizlik bakterili ortamda hızla büyüyebildiği gibi, bulaşıcı da olabilir. Bu konuda sadece taşıyıcı olanlar genellikle politika, sigortacılık, avukatlık veya reklamcılık yaptıklarında, kariyerlerinde kolay yükselirler. Çünkü ikna yöntemiyle birini güvensizlik çukuruna rahatça yuvarlayabilir, hatta çeşitli manipülasyon teknikleriyle kitlesel dengeleri dahi alt-üst edebilirsiniz. Yine de son safhada güven yitirmek, kişinin yalnızca kendi iradesine bağlıdır. Elbette baskı altında iradeyi korumak da hiçbir zaman kolay olmaz.

Bir de kendi güvensizliklerini başkalarına bulaştıranlar vardır ki, onlar sadece kımıl zararlılarıdır.

Güvensizliği belirsizlik yaratır. İnsan öyle tuhaf bir mekanizmayla çalışır ki, bir sonraki gün hakkında ne kadar sağlam tahminlerde bulunabildiğine inanıyorsa, kendisini o kadar korunuyor hisseder. Öngörebildiğini varsaydığı her şey, sonu felaket dahi olsa, zavallı küçük evreni için belirsizlikten iyidir. Bu yüzden kötü işlerde çalışmaya devam edilir, kötü evlilikler yürütülür, insanlar mutsuzluğu bilinçli olarak seçmeyi sürdürüp, sadece tekrar tekrar durumlarından yakınarak teselli bulurlar.

Gerçek güvenin verdiği o esrik unutuşa duyduğumuz özlemle, kendimize imitasyon güvenceler uydurarak hayatı kavramayı reddederiz. Belirsizlik kabusundan kaçmak için, güvensizliğimizi, kuyruğunu yiyen yılan gibi üzerimize örteriz. Kaçtığımız yere sığınır, sığındığımız sıkıntılara esir düşeriz. Aslında kim olduğumuzu, ne istediğimizi, neleri başarabileceğimizi görmezden gelir, kımıldamadığımız sürece yediğimiz her darbeye şükrederiz.

Alışık olmadığımız ve tanımlayamadığımız her şey bizi neden bu kadar korkutuyor, bilmiyorum. Keşfetmek neden en büyük kabusumuz ve keşfe cesareti olanlar neden kahraman ya da çılgın atfedilirler?

Peki tanımlayabildiğimizi varsaydığımız her şeye güvenebilir miyiz?

Bir zamanlar dünyanın düz olduğu sanılıyor veya akıl hastalıkları da dahil olmak üzere pek çok rahatsızlığı tedavi etmek adına hastadan yüklü miktarlarda kan alınıyordu. Bunlar dönemin güvenilir bilgileri olmasına karşın, zamanla oluşan birikimlerimizle geçmişe bugün baktığımızda sadece şaşırabiliyoruz.

Günümüzde hiç saçmalamadığımızı nasıl iddia edebiliriz?

Olur da küresel ısınmayla pek çok türü ve kendimizi yok etmeyi başaramaz, hayatın sürekliliğini bir biçimde sağlamaya devam edersek, ileride nanoteknoloji ya da bambaşka ileri sistemlerde sürdürdüğümüz yaşantımızda “Vay be, zamanında fosil yakıt kullanıp neredeyse gezegenin sonunu getiriyorlarmış, ne cahillik” demeyeceğimizin garantisi mevcut mudur?

Fazla değil, bundan yüz-yüzelli sene öncesine kadar, koca koca demir yığınlarının içinde uçarak okyanusları, kıtaları aşabileceğimize güvenebilir miydik?

Ya da internette webcam ile mesafeler ötesini izlerken, sihirli küresinde başka krallıkları görebilen büyücülerden farkımız var mı?

Evrendeki sayısız olasılığı, sadece kendimizce açıklanabilir kılmak adına kısıtlayıp kontrol altına almaya uğraşarak, gerçek güveni asla yakalayamayız. Çünkü gerçek güven yakalanılabilir, zaptedilebilir bir şey değildir.

Newton açıklamadan önce de yerçekimi vardı ve insanlar bu konuda bir şey bilmeseler, hatta “yerçekimi” diye bir olgunun varlığından haberdar dahi olmasalar da, yerçekimine güveniyorlardı. Suya girince ıslanacaklarına, ağaçların gölgesinde serinleyeceklerine, ateşte ısınacaklarına da güveniyorlardı.

Gerçek güven sorgulamaz. Sorgunun başladığı yerde ise güven barınamaz.

Birini sevdiğimizde kendi sevgimizden şüphe duymayız da, karşımızdakinin sevgisine güvenmeyi adamakıllı bir türlü başaramayız. Değersizlik duygumuz ve süreklilik takıntılı garantici tavrımız zihnimizi zaptederek, bu sevginin doğal akışında huzur bulmaktan bizi alıkoyar.

Oysa rüzgarla savrulan yaprak, rüzgardan şüphe etmez. Rüzgar onu toprağa teslim ettiğinde, yaprak topraktan da çekinmez. Tıpkı ağacın dalında küçük yeşil bir filiz olarak ilk belirdiği andaki gibi, varolduğu sürecin ahengine güven duyar.

Güven, kontrol edebilme gücüyle oluşturulamaz. Ancak zihnimizi bu saplantıdan azad edebilmekle ve benliğimizi kalıplarımızdan sıyırabilmekle, aşka düşer gibi kendiliğinden, özümüzü güvende buluruz.

Üzerine düşünmeden, farkına bile varmadan, sadece huzur içinde, güvende oluruz.

5 yorum:

lenore dedi ki...

kurbağa kırkayağı kandırdıydı da nasıl yürüyorsun diye, düşmüştü kırkayaklı.

"ikilik" sakatlaştırıyor biraz da. hem sevip hem güvenmek zor, sevmediğinde güven söz konusu bile olmuyor zaten.

dediğim, hayvanların "habit"lerle yaşadığı gibi bizim de bir çok habitimiz var. ama üst düzey bilişsel mekanizmaları çalıştırmak bize yaramıyor. yoksa lavaboya giderken takılıp düşen hayvana raslamadım ben.

o güven içinde sakatlanmadan yaptığımız tüm eylemler bir "farkındalık" gerektirmiyor işte. hatta o eylemler bu kadar da çokken, nasıl oluyor da şu bahsettiğiniz hiper "kontrol ilüzyonu"na sahibiz anlayamıyorum. her şeyi "habit"leştirmeye çalışıyoruz belki? beyin de "olmaz, dinle bak, dur bak" deyip oyunda sürekli kural hatırlatan sıkıcı çocuklar gibi. can sıkıyor. gözümüzü kapasak yolu göreceğimizi biliyoruz ama kapatamıyor ki işte bir türlü lanet olası.

bize bu kontrol ilüzyonunu veren nedir? dikkatimizi bir yere çekmemizi gerektiren nedir? bu önem hesaplamalarını nasıl yapıyoruz bilmiyorum ben. bir bit yeniği belli ki. önemli olduğunu hissettiriyor belki o "gelenin". belki de hayat sadece böyle mümkün oluyordur, bizim başka dünyalar ilüzyonumuz vardır. kafamı karıştırıyor velhasıl. söylediklerine o kadar çok inanmak istedim ve inandım ki.

ve bayıldım benedikta. böyle güzel şey okumamıştım nicedir. ellerin dert görmesin hiç.

Emre Sevinç dedi ki...

'habit' varsa 'habitat' da var, 'üst düzey bilişsel mekanizma' var ise alt düzeyde bir 'bilemeyiş' de var. Belki bizden içeri bir biz var, hiçbir alete görünmeyen, hiçbir akla gelmeyen yine de bir şekilde yakalanabilen, belli belirsiz hissedilebilen...

lenore dedi ki...

ghost in the machine derim, tetigi bana da cekersin diye korkarim ardindan.

Halo dedi ki...

sohbet

paylasım icin saolun.

Eğlenilecek Erkek dedi ki...

"Gerçek güven sorgulamaz. Sorgunun başladığı yerde ise güven barınamaz." Bir kez başlandığında sorgulanmaya mutlaka bir güvensizlik unsuru bulunur. Sonrasında hayat bir sorgulama sürecinden ibaret olur. Geri gelmez çok şey güvensizlik boğmuştur sizi.